8 Ağustos 2009 Cumartesi

Karanlık Bir Odada Yirmi Yıl: 1989-2009


Yetmişlerinin başındaki Beckett'in vehmi karanlık bir odada yankı bulmuştu. Kendi sesinin derinliğinde yitip giden o karamsar "pozisyon tayini", "Company"nin kahramanını kuru bir mistrale bekçilik eden o yalız sınırda karşıladı. Oysa henüz yirmi sekiz yaşındaki halinden devşirdiği şirret ve kayıtsız Belacqua, o kımıl kımıl huzursuzluğu alıç rengi bir göğün sacayağı gibi kurdu. Sonraları Molloy'un açık yaralarına kaynayan kaprisli neşenin mahmurluğuyla ovaladı gözlerini. Heyhat, sözcük eğiren bir ömrün iğvası bir kadeh Hennessy'ye yirmi yıldır kimsenin eli gitmiyor. Partal bir gölgeye izini kaybettirmeye çalışırken bu defa fazla uzağa gitti Samuel Beckett.

29 Temmuz 2009 Çarşamba

Sakın Bana "Bird" Deme!


Alkolün yaban ufku insansız bir hatıraya işlidir aslında; bir tuhaf adam çıkar, ellerinden neft içtiği sebepsiz neşeyi, ölüye doymuş kayıp zamanı, acısı körelen tutsak ömrü doldurur varlığıyla. Her kırık notada bir yakut mahzen soluyan Sonny Stitt öyle bir uysallıkla seçti gölgesini. Bastığı her sesin dipsiz bir kuyu gibi döndüğü hafıza çukurlarını oydu kör sabrıyla. Bir işkence yeleği değildi hayat, ama kıvrandıkça ağırlaşan beden bir yüktü kuşkusuz. Kaç zaman oldu, gözleri açık uyuyor.

18 Temmuz 2009 Cumartesi

Doğum Günün Kutlu Olsun!

"Bir güvercin gibi ak
o gizli kıyıda
susadık öğle üzeri:
ama tuzluydu sular.

Sarı kumların üstüne
adını yazdık onun,
ama bir rüzgâr esti denizden
ve silindi yazılar.

Nasıl bir ruh, bir yürek,
nasıl bir istek ve tutkuyla
yaşadık:yanılmışız!
Değiştirdik öyle yaşamayı."

Yorgo Seferis

Çeviren Cevat Çapan

13 Temmuz 2009 Pazartesi

No Hurry, Please!


Sabah kahvaltısını pas geç, peki. Öğle yemeğine yetişeme bir türlü, o da tamam. Akşam yemeği zaten bir serap, ne damağın harelensin ne kollarını kavuştur. Ama bir votka kıyamında dinlenen o taşıl bedeni, alkole batırıp çıkardığın kıtık hafızayı atlama sakın. Perçin çivileri sökülmüş yiv oluklarından tut hayatı, sonra bırak aksın avuçlarından kum gibi, ve taze bir yarayı sönmüş kireçle terbiye et. Tamam, lanet ikindi kahvaltısını da kaçır, kabul!

16 Haziran 2009 Salı

uyan ama artık...


Atın sağrısına inen her ipek kırbaç, Reno'dan Nevada'ya uzanan çöl burcu, halatı sıkmaktan kan toplayan ellerin, "The Misfits"in karanlık ufkuna bir sis çanı gibi yol gösterişin... Kum dolan genzinden bir kaya kilidi söken burbon... Alkolün kristal bıçağı o kızıl irise her değdiğinde, ömürsüz bir tarh gibi çiçek açışın...

12 Haziran 2009 Cuma

Hayat, Bıraktığın Yerde...


Anımsamanın acısı terbiye ettiyse ruhunu, geceyle yaşıtsın belli ki, ehilsin kayıp ilmine ömrünün. Hatırlar mısın, Ekserhiya'da doğup büyümüş küçük bir çocuk vardı. Her gün öğlen okuldan çıkar, koşarak limana gider, ufuk çizgisinin ardında kaybolana kadar kalkan gemiyi seyrederdi. O zaman düşerdi aklına ötelerde bir başka yer daha olduğu. Kimilerinin İskenderiye dediği o ıssız halvette kavuşan ellerin, söyle Kavafis, sığar mıydı ışığın çıplak ferine?

11 Haziran 2009 Perşembe

on est bien peu de chose...

Hangi düşkünlüğün saltanatı sensiz tam olabilir? Düşünsene, küçücük parmaklarınla dokunduğun hangi yüz taş kesilmez sevinçten? Godard'ın kırık kavlini uzak yamaçlara işleyen sen değil miydin? Koca meyhane yanlış mı tanıdı seni? Yine de, eşliksiz bir gecenin uğuru varlığının ılık meyline akarken dur, kameraya bakarak söylediğin son tümceyi yinele: "Ben, Anna Karina, nankör falan değilim, bir kadınım, o kadar."