fransa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fransa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Şubat 2011 Perşembe

Sonunda Bütün Alkolikler Ölür!

"Gece gündüz başımdan ayrılmayan bir nöbetçi gibi," diyordun, ancak Jean Genet'nin yazabileceği Gülün Mucizesi'nde, "hatıran da öyle bekliyor kalbimi." Gizlemeye çalışmak boşuna. Bulkaen'di o, herkes biliyor. Tüm aşkları biricik kılan "ilahi adaletsizliğe" kafa yorduğun günlerdi. İsyanı isyan için, oyunu oyun için istediğin zamanlar. Düşmüşlüğün billur hazzıydı alkole kattığın ne varsa. Bir Guise dükü kadar ince, bir Lorraine şövalyesi kadar silahsız, aklında sadece bir gülün hışmıyla akan zar gibi bir pelikül, dilin kamaşan sessizliğin adıyla yüklü, zaman ateşe verilmiş bir kendir balyası. Tam yüzyıl olmuş, sen sahipsiz bir muammaya adını vereli.

11 Haziran 2009 Perşembe

on est bien peu de chose...

Hangi düşkünlüğün saltanatı sensiz tam olabilir? Düşünsene, küçücük parmaklarınla dokunduğun hangi yüz taş kesilmez sevinçten? Godard'ın kırık kavlini uzak yamaçlara işleyen sen değil miydin? Koca meyhane yanlış mı tanıdı seni? Yine de, eşliksiz bir gecenin uğuru varlığının ılık meyline akarken dur, kameraya bakarak söylediğin son tümceyi yinele: "Ben, Anna Karina, nankör falan değilim, bir kadınım, o kadar."

26 Mayıs 2009 Salı

Acıyan Yere Vur!


Genel kanının aksine, Katalanlar sadece Kuzeydoğu İspanya'da mukim bir halk değildir. Güney Fransa'da, merkezi Perpignan olan havali de Katalan yurdu sayılır. O bölgenin ruhu XX. yüzyılda en tok ve gür yankısını Céret'de ilkokul öğretmeni olan bir adamın sesinde buldu: Ludovic Massé. Bu anarşist taşra aristokratı, benzersiz bir mitolog işvesiyle, o arık ve seyrek toprakta binlerce yıllık bir arkaizmin izini sürdü. Söylencenin filigran damarlarında sabırla iş gördü Massé. Büyük merakı şarap oradan oraya savurdu onu. Languedoc'tan Roussillon'a, Coursan'dan Roque-d'Orb'a, her ışıklı bağbozumu onun kayıp arşipeline eklendi. Zamanın cesameti bir nefeslik mehildi Massé'nin sesinde. Son şişeyi bilinmeyen bir yere sakladı.

11 Nisan 2009 Cumartesi

güneşten kork...


Nasıl ki ışık billur bir acının temriniyle ağır ağır tutunuyor, zaman da o düşkün neşeyi öyle arıyor teninde. Sen geç bir kahvaltının izbesinde bekleniyorsun, yüzün buruş kırış, saçların dağınık, sesin tok hâlâ, ama nefesin bir ıtır alacası sanki. Hiç mi eksilmez sesin günlerin uzak burcunda, toprak rengi gözlerinde hiç mi seyrelmez acı? Neyse, kırık bir ayna kaşı düşle, sonra tut ellerini en bulunmaz kimsesizin.

6 Nisan 2009 Pazartesi

Söylemek İçin Sus...


İçkiyi bıraktığı gün yazmayı da bırakmak zorunda kalacağından çok korktuğunu anlatırdı Marguerite Duras. Loire Vadisi'nin koruk rengi suları akardı gözlerinin içinden. Taşıdığı vebal, uzak durduğu her bağlaşığın yazgısını sarıp esirgedi bir hale gibi. Dokunaklı, hüzünlü, düşkünlüğünü zırh yapmış bir öykünün ergen hükümranıydı o. Nevers'in menevişlerine yansıyan yüzünde ışıklı bir burç gibi titrerdi zaman. Sahici bir yalnızlık, ölçülü bir kuşkuyla sevdi hayatı. Gecenin topaz alnına son kez değdi gitmeden.