
müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
25 Kasım 2011 Cuma
Uzatma, Yarım Kalsın...

3 Haziran 2011 Cuma
Hadi, Biraz Daha Üstele...
Kıtık dolu bir ruhu kuşandığın yaz, hangi yüze tutsan aynı sırrı susan ayna. Ezbere seçilmiş bir yol göstersene, kan tutan hafızanı kolan yerinden suya bırakacak, çıplak adımlarını sayacak çapa izlerine her değdiğinde, az yüründüğü besbelli. Ya da boşver, sen en iyisi birkaç gün bir yerlere git, Sony Stitt dinle, Kamelyalı Kadın'ı tekrar oku, bu kez taze biberiye koy pancar salatasına, bak bakalım kastanyet kelimesi nereden geliyor, bu defa Hannibal'in İskender'i yendiği bir düş gör, hiç olmadı, bir şişe daha burbon aç. Keten dirsek yamaları toplayan bir koleksiyoner oldu mu hiç hayatında? Peki bir vinç kolunun kaç devirde eskidiğini biliyor musun? Ya bir evi ev yapan iki şey, durmadan eksilen elbise askıları ve hiç giyilmemiş bir çift misafir terliği, buna ne diyeceksin? Görüyorsun, bir yenisini sormadan cevaplanabilen tek bir soru yok. Partner mi partöner mi doğrusu, bak, yine aynı şey. Burbon? O ne oldu?
27 Nisan 2011 Çarşamba
Güneş Değmesin Yüzüne!
Bir filmin değil de hayatın arka planında çalan bir müzik olsaydı Sibelius, hangi yarım akorun meskaliyle geceyi güne saymalıydı? Çok içtin babafingo diyen tüysüz bir idrakın eli tutulur, şakasına gülünür mü? Hangi süngüsü düşmüş alim suretiyle geri dönülür gaibe, ve sonra yüzlerin seyreldiği hangi aynanın eşiği ufku kamaşan bir neşeye yol olur? Hafızası köreldikçe vicdanı bilenen bir mahdumun gölgesine gelsin sıradaki şarkı. Heidelberg topçu birliğinde vatani görevini yapan Wagner, Dramstadt'ta efemera rüzgârıyla yıkanan Boulez, Salzburg'da strudel kremasına parmak banan Haydn, ve Viyana'da kulaklarını yıkatan Ludwig'in votkaya katık ettiği budur.
6 Ocak 2011 Perşembe
İşte o kız!
"Haydi kapatıyoruz" dediklerinde uyuşmuş parmaklarını sönmüş kireç haznesinden, lityum dolu ruhunu kan toplamış dikiş izlerinden, kemiğe kaynamış acıları sakırga nefesiyle tükettiği ömürden çekip ayırdı Dusty Springfield. Hayat denen tatsız şakanın ipini çözdüğünde mi çok içmişti, yoksa her içtiğinde bir dişli mi atıyordu zamandan, kimse bilemedi. Bir derkenar olduğu hissiz boşluk, kılıç pasıyla sildiği gözyaşları, maltız kokan nefesi geçkin hazların, hepsini aynı adla çağırdı. Aya çaput bağlamaya çıkmış kızların ilkiydi, açık yaralarından sambuca içenlerin sonuncusu.29 Temmuz 2009 Çarşamba
Sakın Bana "Bird" Deme!

Alkolün yaban ufku insansız bir hatıraya işlidir aslında; bir tuhaf adam çıkar, ellerinden neft içtiği sebepsiz neşeyi, ölüye doymuş kayıp zamanı, acısı körelen tutsak ömrü doldurur varlığıyla. Her kırık notada bir yakut mahzen soluyan Sonny Stitt öyle bir uysallıkla seçti gölgesini. Bastığı her sesin dipsiz bir kuyu gibi döndüğü hafıza çukurlarını oydu kör sabrıyla. Bir işkence yeleği değildi hayat, ama kıvrandıkça ağırlaşan beden bir yüktü kuşkusuz. Kaç zaman oldu, gözleri açık uyuyor.
13 Temmuz 2009 Pazartesi
No Hurry, Please!

Sabah kahvaltısını pas geç, peki. Öğle yemeğine yetişeme bir türlü, o da tamam. Akşam yemeği zaten bir serap, ne damağın harelensin ne kollarını kavuştur. Ama bir votka kıyamında dinlenen o taşıl bedeni, alkole batırıp çıkardığın kıtık hafızayı atlama sakın. Perçin çivileri sökülmüş yiv oluklarından tut hayatı, sonra bırak aksın avuçlarından kum gibi, ve taze bir yarayı sönmüş kireçle terbiye et. Tamam, lanet ikindi kahvaltısını da kaçır, kabul!
28 Mayıs 2009 Perşembe
bütün, bir, eksik...

Kızıl zahire ambarında bir cinayet işlendiğini ilk o duydu. İlk o ayrı düştü gecesi alkole boğulmuş kaçak avcıların sessiz ülfetinden. Herkes düşünde bir bizon sürüsü görürken bir tek o geçmişini silik hecelerin mahfilinden çözdü. Kâh bir piyanonun başında, kâh Kathleen'in sürdüğü bir arabanın arka koltuğunda, burbon yüklü acısını kar kesiği dolu avcunda taşıdı. Zaman hangi nefti sildiyse, o aynı yüze sığındı. Varlığını delilsiz, garsonu hep yanıtsız bıraktı.
8 Nisan 2009 Çarşamba
Quis Multa Gracilis!

Can sıkıntısı öldürücü olabilir. Büyük bir yıkım ya da ıstırabın tüm acunsal enerjiyi uyanık tuttuğu o dipsiz ürküntüden daha beter bu. Şaşaalı bir geri çekiliş, yansız bir horgörü, ve kişiyi varlığının metafizik beyhudeliğiyle tartan ölçüsüz bir ağırlık. Aydınlığın paspal ecinnisi dört bir yanı sarınca ışık fazla geldi Kurt Cobain'e. Ne garip, tam 15 yıl olmuş! Kurt bedelsiz bir öğüde borçlanıp tüfeğe sarılalı tam 15 yıl geçmiş. Frances 17 yaşında bir genç kız oldu. Krist politikayla uğraşıyor. Dave şimdilerde Foo Fighters adında bir garabetle müzik yapmakta. Courtney'nin üzerine bir ağırlık çöktü. Kurt yattığı yerde minesi dökülmüş bir duvara bakmayı sürdürüyor olabilir. Ama, heyhat, Horatius'un da dediği gibi, "ne ömürsüz şey şu gençlik".
1 Nisan 2009 Çarşamba
bir gün sen de istersen...

Piyano tuşlarına dokunan ipek kırbaç, Richard Rodgers'ın tek yumurta ikizi, Broadway'in karanlık prensi vs. Lorenz Hart'ı anlatmak ne mümkün! Yarattığı o benzersiz armoninin içinde kaybolmamak hele... "Isn't It Romantic" bir dönemin melankoli nöbetlerinin adıydı. "The Lady Is A Tramp" safra boşalttığı o kızgın liman. "My Funny Valentine" kendi payına bir "obituaire" söylemek isteyen herkesin bağlılık andı oldu. Peki ama "Blue Moon"? En son seksenli yıllarda "Mavi Ay" adıyla gösterilen dizideki Willis&Shepherd düetine gelene kadar Billie Holiday'den Tony Bennett'e, Pedro Vargas'tan Louis Armstrong'a, Ella Fitzgerald'dan Amalia Rodrigues'e dek kuşaklar kat etti. Çok içerdi Lorenz Hart. Alkolün girdabından çekip aldığını ona geri verdi.
19 Mart 2009 Perşembe
Sen En İyisisin...

Düşün ki acının izlediği en eski yol senin evine varan patika. Ve düşmüş bir ruhun ıstırabıyla kardeş olduğunu düşün. Ya da düşünme, karşı konulmaz bir akibetin usancıyla tut ellerimizden. Seslerin inceldiği kesif gecede bir avuntu bul. Çekmeceleri kilitle, ışıkları söndür, yap bir şeyler. Kusmuğunda boğularak ölmek sessiz bir meydan okumaydı Bonzo, ne kadar uğraşsak olmuyor.
10 Mart 2009 Salı
Yarını Bekleme!...

1955 yapımı bir "tour de force", alkol üzerine. Her ne kadar didaktik bir bilmişlikle bu korkunç illetin sonunu Protestan bir selamete bağlasa da gözden ırak tutulmaması gereken çok şey var. İlki Sam Coslow'un ünlü bir bestesi olan, filmin müzikleri içinde ayrı bir yere sahip "Sing You Sinners". 1930'ların ünlü "upbeat" korosu High Hatters'ın Frank Luther'ın sesiyle meşhur ettiği bir vodvil klasiği. İkincisi, yaşamı filme konu olan, tanınmış "kadın alkolik"lerden, aynı dönemin benzersiz sesi Lillian Roth. Nişanlısının düğün tarihinden bir hafta önce ölmesi üzerine ilk kez bir yudum aldığı içkinin hayatını tersyüz edişi. Tabii Bakkhacı bir neşeyi "demonyak" bir düşmüşlükle değişen alkoliklere hiçbir hakiki alkolik saygı duymaz ama yine de Lillian Roth'un o eşsiz sesine selam olsun. Son olarak, olağanüstü bir Lillian Roth kompozisyonu çizen Amerikalı aktris Susan Hayward. Bakışlarındaki derin tasallut bu denli aşina olmasa, belki de hiçbir şey bir kez olsun dönüp bakmaya değmezdi.
9 Mart 2009 Pazartesi
gecikirsen haber ver...

Da Vinci'nin "uomo universale"si her şeye eli eren bir zanaat hominisi değildir elbette. O, elinin erdiği her şeyi yalnızlığına katık etmiş bir ahir zaman çırağıdır. Olgun acılarının kıratında öyle yanıp durdu Sacha Guitry. Bir yazar, bir orkestra şefi, bir tiyatro yönetmeni, bir aktör olarak üstlendiği rollerin her biri berikileri gizlemeye, unutturmaya yarıyordu ya da. Hiç kimseden kıskanmadan sevdiği bir şişe Meudon ya da Ivry, Guitry'nin içindeki ne büyük bir kabilenin ganimetiydi kimbilir. Belki de yükünü paylaştığı nispette çoğalan bir mahremiyetti aradığı. Ne olduysa oldu, Sacha Guitry bir gün öldü. Tam beş kez evlenmiş bu büyük "misogyne", avcundan kayan son kadın elini ölçülü bir vedanın katıksız doğruluğuyla öptü.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
