16 Haziran 2009 Salı

uyan ama artık...


Atın sağrısına inen her ipek kırbaç, Reno'dan Nevada'ya uzanan çöl burcu, halatı sıkmaktan kan toplayan ellerin, "The Misfits"in karanlık ufkuna bir sis çanı gibi yol gösterişin... Kum dolan genzinden bir kaya kilidi söken burbon... Alkolün kristal bıçağı o kızıl irise her değdiğinde, ömürsüz bir tarh gibi çiçek açışın...

12 Haziran 2009 Cuma

Hayat, Bıraktığın Yerde...


Anımsamanın acısı terbiye ettiyse ruhunu, geceyle yaşıtsın belli ki, ehilsin kayıp ilmine ömrünün. Hatırlar mısın, Ekserhiya'da doğup büyümüş küçük bir çocuk vardı. Her gün öğlen okuldan çıkar, koşarak limana gider, ufuk çizgisinin ardında kaybolana kadar kalkan gemiyi seyrederdi. O zaman düşerdi aklına ötelerde bir başka yer daha olduğu. Kimilerinin İskenderiye dediği o ıssız halvette kavuşan ellerin, söyle Kavafis, sığar mıydı ışığın çıplak ferine?

11 Haziran 2009 Perşembe

on est bien peu de chose...

Hangi düşkünlüğün saltanatı sensiz tam olabilir? Düşünsene, küçücük parmaklarınla dokunduğun hangi yüz taş kesilmez sevinçten? Godard'ın kırık kavlini uzak yamaçlara işleyen sen değil miydin? Koca meyhane yanlış mı tanıdı seni? Yine de, eşliksiz bir gecenin uğuru varlığının ılık meyline akarken dur, kameraya bakarak söylediğin son tümceyi yinele: "Ben, Anna Karina, nankör falan değilim, bir kadınım, o kadar."

29 Mayıs 2009 Cuma

Hep, ama hep...





















"Daytime Drinking"


Patrick McGuinness

First sip: gentle as a stream overreaching, supple as a rope-bridge in the air;
The second, long as the creak of floorboards, firm as a leg-iron clasp;
The third: sudden as the trap door beneath you, the rudderless slide back to thirst.

28 Mayıs 2009 Perşembe

bütün, bir, eksik...


Kızıl zahire ambarında bir cinayet işlendiğini ilk o duydu. İlk o ayrı düştü gecesi alkole boğulmuş kaçak avcıların sessiz ülfetinden. Herkes düşünde bir bizon sürüsü görürken bir tek o geçmişini silik hecelerin mahfilinden çözdü. Kâh bir piyanonun başında, kâh Kathleen'in sürdüğü bir arabanın arka koltuğunda, burbon yüklü acısını kar kesiği dolu avcunda taşıdı. Zaman hangi nefti sildiyse, o aynı yüze sığındı. Varlığını delilsiz, garsonu hep yanıtsız bıraktı.

26 Mayıs 2009 Salı

Acıyan Yere Vur!


Genel kanının aksine, Katalanlar sadece Kuzeydoğu İspanya'da mukim bir halk değildir. Güney Fransa'da, merkezi Perpignan olan havali de Katalan yurdu sayılır. O bölgenin ruhu XX. yüzyılda en tok ve gür yankısını Céret'de ilkokul öğretmeni olan bir adamın sesinde buldu: Ludovic Massé. Bu anarşist taşra aristokratı, benzersiz bir mitolog işvesiyle, o arık ve seyrek toprakta binlerce yıllık bir arkaizmin izini sürdü. Söylencenin filigran damarlarında sabırla iş gördü Massé. Büyük merakı şarap oradan oraya savurdu onu. Languedoc'tan Roussillon'a, Coursan'dan Roque-d'Orb'a, her ışıklı bağbozumu onun kayıp arşipeline eklendi. Zamanın cesameti bir nefeslik mehildi Massé'nin sesinde. Son şişeyi bilinmeyen bir yere sakladı.

22 Mayıs 2009 Cuma

Bairro Alto'ya Son Tramvay Kaçta?


Saklanmakla üstesinden gelinemeyecek her şey için bir geri adım daha. Ve hayatın izbesinde durakoymuş bir varoluşun ağırlığı için hep yeni bir safra. Yalnızca dışarıdan izlemenin hazzıydı Pessoa'nın peşinden gittiği. Kimbilir hangi "persona"nın seyrelmiş yazgısına paha biçiyordu durduğu yerden. Belem'deki, Alfama'daki hangi izbe meyhanenin duvarlarıyla konuşuyordu. Yüksek sesle dile gelmeyecek her şey için bir yumru daha, ve taşınmayacak kadar ağır her sır için hep yeni bir sahip.