3 Mart 2009 Salı

şişede durduğu gibi...


Kim daha iyi verebilir bu işretin hakkını? Rahat ol kızım, evindeymiş gibi hisset...

2 Mart 2009 Pazartesi

Bir Şarap Etiketi Olarak Hans Hartung


Ne içtiğinizi bilin, şarabın etiketini asla gözden ırak tutmayın. Bilinen ilk şarap etiketi XIII. yüzyılın silindir biçimindeki Asur şarap testilerinin üzerinde kullanıldı. 1680'de Richelet'nin Fransızca Sözlüğü, etiketi, bir şeyin ne olduğunu bildiren küçük bir bilet parçası olarak tanımlıyordu. XIX. yüzyılın sonlarına doğru bu gelenek Almanya'da iyice yerleşmeye başladı. Nihayet Fransız şarapçılığında şarabın alameti farikasına, çok özellikli dekoratif sanat unsurlarına dönüştü. Château-d'yquem ve Romanée-conti akla ilk gelen efsaneler. En ünlü Bordeaux sepajlarından biri olan Feret 1974 başında bu geleneğe eklendi. Bu arada, Château-mouton'un sahibi Baron Philippe Rotschild 1924 yılında tuhaf bir akım başlattı ve ilk olarak Fransız ressam Jean Carlu'nün figürünün bulunduğu bir şarap etiketi yarattı. Büyük tartışmalara yol açan bu girişimini üç sene sonra bir kenara bıraktıysa da 1945'te tekrar ele aldı. Sonra da Dali'den Kandinsky'ye kadar onlarca tanınmış sanatçının resimlerini etiketinde kullanan Rotschild, son olarak 1980 yılında ressam Hans Hartung'a yer verdi. Taşizm (lekecilik) akımının benzersiz yaratıcılarından Hartung, resmi anafora dönüşen bir lekenin, bir renk odağının sessiz dönüşüyle, şarabın kızıl buruncundaki ağır ve vakur miskinlikle süzdü yıllar yılı. Şimdi hangi anforanın tortusunu çözseniz aynı leke, aynı iz yakacak sanki dilinizi.

aguardiente


Bu adı taşıyan bir içki yok aslında. Aguardiente adı, belli bir derece aralığındaki tüm içkilerin jenerik ismi. Daha çok Latin Amerika'da tüketilse de İber Yarımadası'nda Portekiz'in kuzeyi ve İspanya'nın Galiçya bölgelerinde de içiliyor. Yüksek alkollü bir içki gamıdır söz konusu olan, geniş oylumlu ve yakıcı. Yine de, meskalin gibi ters ayak üzerinde yakalamaz; bununla birlikte, küçük dilinizi demir bir perçinle kıstırıp "ösofagus" boyunca yamalar açarak ilerler. Midenize vardığında tüm vücudunuzun şakaklarınıza doğru çekildiğini ve kulaklarınızın mantar tıpalarla doldurulduğunu hissedersiniz. Nihayet bir süre zaman geçer ve beyninizin alçıdan bir kütleye, gözlerinizinse silecekleri açık unutulmuş bir araba camına döndüğünü duyarsınız. Zihninizi açar, avuçlarınızı burar ve önyargıları sevmez. Güneşte bırakırsanız kaynar, dolapta saklarsanız kristalleşir, süt gibi kesilir. Ama asıl büyük tehlike elinizde bir adet Malcolm Lowry varken ya da cd çalarda Mingus'un "Tijuana Moods"u tıngırdarken bu ateş suyuna bulaşmaktır. Ne olduğunu fark edemeden kendinizi apaçi kılığında bir karpuz sergisine saldırırken bulursunuz ve bu sadece başlangıçtır.

Gainsbourg Değil, Gainsbarre!


Ölümüne bir hafta kala günde yaklaşık sekiz paket Gauloise içtiği rivayet edilir. Tabii kadehlerce Saint-cyr-l'école tamamlamasa bu öz-yıkım projesini kendisine daha az saygı duyacak değiliz, ama bu hamle ayrıca takdire değer. Göçmen bir ailenin ağzı bozuk, çirkin, ayyaş oğlu, profesyonel ayartıcı, meslekten derbeder. Bonnie Parker'ın biricik Clyde Barrow'u, ozan-şantör. Yetmişlerin sonu olabilir, doktoru bir kadeh daha içerse öleceğini söyler. Tüm sükûnetiyle dışarı çıkıp karşıdaki bistroya gider. Yarım şişe Martell's ile fazla şaraptan kükürt bağlamış nefesini açar. Kollarını kavuşturup barmenin ardındaki boy aynasında kendini seyreder. Eve gittiğinde "Pour un con"u yazar. 1991'de, gözüne giren ışığı bertaraf etmeye çalışırken ölür. O günden beri her gece bir balıkçılın düşüne girer.

28 Şubat 2009 Cumartesi

Korkma Hiç Acımayacak!


Karısı Valon, roman diyarı çoğunlukla Flaman, mahlası Fransız, yayıncısı Amerikalı, pezevengi Afrikalı, hayatı ise tam bir serüvendi. Peki ya müfettiş Maigret? Maigret sormaz, sadece dinler. Maigret şüphe etmez, sadece izler. Maigret bulguları çoğaltmaz, sadece ihtimalleri eksiltir. Ve Maigret içer. Çünkü hayatın temriniyle oyalanmak ustalık ister. O yinelemeden tekrar eder, haykırmadan bağırır, durmadan susar. Kıyıya vuran her ceset aklındaki zembereği yeniden kurar. Çok mu çaresizsiniz? İntiharınızı Maigret'ye haber vermeden bir delilik yapmayın.

ölme dur


Resimde görülen istasyon Madrid'in ana terminali Atocha. İspanya İç Savaşı'nı farklı gazeteler için izlemek üzere 1936'da kente gelen Hemingway ve Dos Passos ana giriş kapısında vedalaşır. Dos Passos güneye gider. Oradan Aragon cephesine geçer ve Frank Capa'ya yarenlik eder. Ama Hemingway kuzeye gider ve, heyhat, eski kentin göbeğinde şehrin içki geleneğini temsil eden Chicote'yi bulur. İçer, içer ve daha çok içer. Chicote hâlâ var. Bazen Flintstones'un jenerik müziğini çalacak kadar saçmalasalar da hâlâ var. Ve Hemingway'in ruhu bir tek "old stag"i hâlâ hak ediyor. Tabii şimdilerde Zaragoza'da boz bulanık akan Ebro Nehri'ni zamanında kanlarıyla kırmızıya boyayan cumhuriyetçiler ve anarşistler de. No Pasaran!!

26 Şubat 2009 Perşembe

Rum Alley Jam


Fazla vakti yoktu, hızla içmesi gerekti. En çok da sokak kızı Maggie'yi yazdığı sıra ihtiyacı oldu zamanın akışını bu yolla yumuşatmaya. Söylenmemiş sözlerin uğultusuyla dönüyordu zaten başı. Ama Rum Alley'deki sokak çocuklarını anlattığı sıra yaşamı serin ve mühürlü bir acının tokluğuyla eksiltmesi gerekti. Öyle yaptı. Sonra kilit mandallarından biri kırık bir bavul hazırladı bir gün. Kimse duymadı. Arka kapıdan çıkarken gramofonda "Moonstruck Mississippi" çalıyordu. Bindiği otobüs daha Bowery'den çıkmamıştı ki bir şey unuttuğunu hatırladı. Dönmedi.