11 Mart 2009 Çarşamba

Garson, bir pulque daha!...


Giovanni Guareschi adını şimdilerde pek kimse bilmez. Oysa, yarattığı iki grotesk kahraman, yani kurnaz din adamı Don Camillo ile papazlık yaptığı kasabanın komünist belediye başkanı Peppone daha altmışların ikinci yarısında Türkiye'de tanınmıştı. Ve tabii Guareschi'nin Meksika fantazmasının çarıklı asilzadesi Inigo Grigo. "Soylu olmak zor zanaat" diye semt meyhanesini pas geçip doğruca Imperial Oteli'nin barına giden ve içtiği "pulque"ler yüzünden lobide otuz sene ayakkabı boyacılığına mahkûm olan Inigo Grigo. Pulque mi nedir? Sabır otu ya da sabırlık diye de bilinen agave bitkisinden mürekkep mayalı bir içki. Orta Amerika'nın kadim birası. Octli tanrısının papara harcı. Ebedi muhalif Guareschi ve efsanevi mizah gazetesi Bertoldo artık yok. İyi ama, Montale, Shakespeare ve Kafka da fena değil, ancak hayata dair en özlü akideler hâlâ çikolataları sardıkları yaldızlı kağıtlardan çıkıyor diyen ustanın yakarışı unutulur mu: "Hanımefendi, bir dileğim var, bana benden söz eder misiniz?"

10 Mart 2009 Salı

Yarını Bekleme!...


1955 yapımı bir "tour de force", alkol üzerine. Her ne kadar didaktik bir bilmişlikle bu korkunç illetin sonunu Protestan bir selamete bağlasa da gözden ırak tutulmaması gereken çok şey var. İlki Sam Coslow'un ünlü bir bestesi olan, filmin müzikleri içinde ayrı bir yere sahip "Sing You Sinners". 1930'ların ünlü "upbeat" korosu High Hatters'ın Frank Luther'ın sesiyle meşhur ettiği bir vodvil klasiği. İkincisi, yaşamı filme konu olan, tanınmış "kadın alkolik"lerden, aynı dönemin benzersiz sesi Lillian Roth. Nişanlısının düğün tarihinden bir hafta önce ölmesi üzerine ilk kez bir yudum aldığı içkinin hayatını tersyüz edişi. Tabii Bakkhacı bir neşeyi "demonyak" bir düşmüşlükle değişen alkoliklere hiçbir hakiki alkolik saygı duymaz ama yine de Lillian Roth'un o eşsiz sesine selam olsun. Son olarak, olağanüstü bir Lillian Roth kompozisyonu çizen Amerikalı aktris Susan Hayward. Bakışlarındaki derin tasallut bu denli aşina olmasa, belki de hiçbir şey bir kez olsun dönüp bakmaya değmezdi.

9 Mart 2009 Pazartesi

gecikirsen haber ver...


Da Vinci'nin "uomo universale"si her şeye eli eren bir zanaat hominisi değildir elbette. O, elinin erdiği her şeyi yalnızlığına katık etmiş bir ahir zaman çırağıdır. Olgun acılarının kıratında öyle yanıp durdu Sacha Guitry. Bir yazar, bir orkestra şefi, bir tiyatro yönetmeni, bir aktör olarak üstlendiği rollerin her biri berikileri gizlemeye, unutturmaya yarıyordu ya da. Hiç kimseden kıskanmadan sevdiği bir şişe Meudon ya da Ivry, Guitry'nin içindeki ne büyük bir kabilenin ganimetiydi kimbilir. Belki de yükünü paylaştığı nispette çoğalan bir mahremiyetti aradığı. Ne olduysa oldu, Sacha Guitry bir gün öldü. Tam beş kez evlenmiş bu büyük "misogyne", avcundan kayan son kadın elini ölçülü bir vedanın katıksız doğruluğuyla öptü.

6 Mart 2009 Cuma

Bir El Ver!


Küçük bir duvara iliştirilen bu ilan Viyanalı anarşist arkadaşlarımızın işi. Fotoğraf kıytırık bir cep telefonuyla çekildiği için son derece hızlı altı shot viskiden sonra dünya nasıl görünürse öyle görünüyor. Verili hakikati çok sıkıcı bulan anarşist arkadaşlar da onu söylüyor zaten. Bakmanın ve görmenin tek bir yolu yok. Hayat bir alacak-verecek hesabı, bir kâr-zarar bilançosu, bir siyah-beyaz temaşası değil diyorlar. Alkol, kendi gerçekliği baskın çıkana dek her toprağı eşeler, bütün sunturları zıvanasından sıyırır, pişmiş aşa su katar diyorlar. Bir hayali fenerdi zaman, artık o da yok, geriye bir tek kinesthesis kaldı, onu da dün çorbada kullandık diyorlar. Salak hallerinizdeki istikrar hepsini kıskandırıyor. Sadece kalabalık değil, sersemsiniz de. Mübarek Cuma. Çıkın bir şeyler için.

ekinoks!


Gün-tün eşitliği diye bir kavram vardır ya, unutun gitsin. Gece ve gündüz farkı her dem taze kalsın!

5 Mart 2009 Perşembe

üç kişilik aşk


Barda kurulan ilişkilerin benzersiz faziletlerinden biri, hayatın beklenir kıldığı hiçbir şeyin gerçek olmadığını kavramanızdır. Bu da daha gerçekçi bir insan olmanızın ilk adımı sayılır. Yalnızlığınızı izah edecek başka bir hakikat aramazsınız. Hayatın mucizesi, beraberliğe razıyken attığınız bir son dakika golüdür. Herkes verdiği parayı helal eder, geçmişine kıyar, acısına gülümser. İçkiler son bir tur dönerken bir sonraki repliği çoktan hazır etmişsinizdir: Işığı kapa da uyuyalım.

4 Mart 2009 Çarşamba

The Good, The Bad, and The Bubbly


George Best'in Nottingham Forest'e attığı bir gol vardır. Takriben dört ya da beş defa "evet, şimdi son vuruşu yapacak" der maçı izleyenler. Heyhat, beşinde de geri dönüp aynı çalımı yine atar ve nihayet golü de atar. Futbol için fazla zarif, yaşam için fazla kayıtsız, kadınlar için fazla karizmatik, alkol için fazla tutkuluydu. Karaciğer naklinden sonra karısı Alex'ten kaçıp bir bara sığındığı o hüzünlü resim, hasta yatağındaki perişanlığından daha yürek burkucuydu belki. Hakkında anlatılan ve çoğu tavsayan efsanelerin biri, Güney Afrika'nın Sun City kentinde, aynı gece kainat güzeli seçilmiş olan kadınla yaşadığı halvetliktir. Sözümona servis görevlisi bilmem kaçıncı şişe şampanyayı servis ederken "yanlış neredeydi George" diye sorar. O densiz garsonun bilmediği şey, her alkoliğin kendi benliğinde sürgün olmasıdır ve yanlış giden hiçbir şey yoktur. Van Morrisson'un dediği gibi: "I've been too long in exile, like George Best, baby."


Huzur içinde uyu, George.